“Romantik” NerdenGeliyo?

Şimdi Sevgililer Günü geldi diye “romantik” olmak bir günlüğüne matah sayılacak ama bildiğiniz gibi “romantik” dendi mi tepkiler normalde şu şekildedir: “Ah canım kıyamaaam“… “Ay sen romantik misin yoksa!“… “A bicibucu gel ablacım bi yanak!” vb…

Günümüzde “saftirik“, “hayalperest“, “vur ensesine, al ağzından lokmayı” denecek hallere düşmüş “romantik“in asıl sorunu, bu devrin adamı olmayışı mı acaba? Mesela şu ahir zamanda bir Jon Snow‘a kim ne diyebilir?

jon
Ejderler, büyüler, periler olunca romantizmin tadı bir başka oluyor.

Fransızca‘dan ithal “romantik” sıfatı, Orta Çağ çıkışlı bir edebi tür olan “romans“tan geliyor. Günümüz “roman“ının da atası olan “romans“, “Roma tarzı” kahramanlık ve aşk hikayelerini ifade ediyor. Antik Roma tarzı değil de, Orta Çağ‘a haç diken Kutsal Roma İmparatorluğu tarzı. Hani “Kral NerdenGeliyo?” maddesinde işbu kelimeyi borçlu olduğumuz Şarlman ve Haçlılar vardı ya… Hah işte: O devrin romantikleri, iksir içip ejder kesen, dağlar aşıp ciğer söken şövalyelermiş. Niçin? Tabii ki ebedi aşk-ı leydilerini tutsaklıktan kurtarmak için. Gel gör ki “winter is coming”:

Şarlman‘dan beş asır sonra, 14. yüzyıl civarında fantezi dünyasına hepten doyan romantik hikayeler, 17. yüzyılda artık kabak tadı vermiş. Tevekkeli değil, Cervantes‘in değirmenlere kafa tutan çatlak Don Kişot‘u da bu çöküşün eseri.

Wanderer
Alman Romantizmi’nin en büyük temsilcilerinden Caspar David Friedrich’in “Sis Denizinin Üstündeki Gezgin” adlı başyapıtı (1818) romantik ruh halini çok güzel özetlemiyor mu?


1800’ler Avrupası
‘na geldiğimizde kabak tadı veren ise, Aydınlanma Çağı ve ardından Sanayi Devrimi‘nin yücelttiği akılcılık ve gelişim ruhu olmuş; zamane romantiklerine göre. Orta Çağ kahramanlıkları ve aşklarına öykünen, doğaya dönmek isteyen, duyguları ve bireyselliği öven bu zihniyet, “Romantizm” akımında vücut bulmuş. Bizlere yığınla damardan eser bırakan bu büyük “R“li “Romantikler“in köpürttüğü duygular arasında günümüze en etki edeni, Avrupa ve Orta Doğu‘yu baştan yaratan “milliyetçilik” olsa gerek. Yoksa bugünün kelimesi olmayı oylama sonucu kaçıran “aşk” mı?

Neticede aşk, doğa sevgisi, kahramanlık; bunlar ne de güzel şeylerdir! Fakat aşırı hassasiyet sonra maazallah kıskançlık, ya sev ya terket falan… Kimseye yaramamış bakın tecrübeyle sabit.
14 Şubat’ınız romantik olsun! ⚔🌹


*Ana Görsel: “Şarkının Sonu”, Edmund Blair Leighton (1902)