“Pelesenk” NerdenGeliyo?

Ağzımızdan düşüremediğimiz sözleri “dilimize pelesenk etmiş” oluruz. Başka bir deyişle, “dilimize dolarız“.

Sizce de “pelesenk” kelimesinin kendisinde dahi bir yapışkanlık yok mu? Özellikle sona doğru, “n” harfine gelindiğinde dile sakız gibi yapışıyor ve finaldeki “k” ile yerini “zamk” misali sabitliyor.

Tevekkeli değil, Farsçabalasan” kelimesinin bizdeki karşılığı olan “pelesenk“, Kızıldeniz çevresinde yetişen bir ağacın ve onun çıkardığı reçinenin adı. Nam-ı diğer “balsam” dersek, taşlar yerine oturacaktır.

Taş demişken, “pelesenk“in dilimizdeki bir diğer anlamı da terazi ağırlığı olarak kullanılan “yük taşı“. Fakat bu “pelesenk” başka bir sözcükten, yine Farsça‘dan ithal “perseng” kelimesinden evrilmiş: “ParFarsça‘da “yük“, “seng” ise “taş” anlamına geliyor. Şemsettin Sami, ilk modern Türkçe sözlük olan Kamus-i Türki‘de “perseng” kelimesini “konuşmaya yardımcı olsun diye yerli yersiz kullanılan sözler” diye açıklayarak; “efendim, efendime söyleyeyim, uzatmayalım” gibi örnekler vermiş ve eklemiş: “Türkçe‘de bozarak ‘peleseng‘ şeklinde söylerler.”*

"Pelesenk" mi, "perseng" mi?
“Pelesenk” mi, “perseng” mi?

Rahmetli Hakkı Devrim ve Sevan Nişanyan, “diline pelesenk etme” deyiminin esasen “perseng” yani “yük taşı“yla ilgili olup, dilimizde zamanla “reçine” anlamındaki “pelesenk” kelimesine yanaştığı konusunda hemfikir. Anlayacağınız eskiden konuşmaya dengesini bulduran, zaman kazandıran “perseng“, yerini dile yapışıp gitmeyen “pelesenk” yani reçineye bırakmış.

Efendime söyleyeyim, uzatmayalım… Uzun lafın kısası…Eee, ne diyorduk… Yani diyeceğimiz o ki; dil de tıpkı bizler gibi yaşıyor, yaşarken değişiyor. Bazen de tıpkı bizler gibi ölüp; azıcık şansı varsa eski yazılara gömülüyor. 📜